Nanayı yemek ne demek ?

Ceren

New member
Nana’yı Yemek Ne Demek? Bir Anda Her Şeyin Ters Gitmesi Üzerine

Geçenlerde bir arkadaşım aradı ve telefonda sadece şunu söyledi: “Abi, ben nanayı yedim.”

İlk tepkim doğal olarak “Afiyet olsun?” oldu.

Karşı tarafta üç saniyelik bir sessizlik yaşandı. O sessizlikte arkadaşlığımızın geleceğini, benim sosyal zekâmı ve Türkçeyi ne kadar yanlış kullandığımı sorguladım. Meğer adam yemek yememiş. Bir iş görüşmesini batırmış, üstüne patronuna yanlış dosya göndermiş, ardından da sevgilisine göndereceği mesajı yanlışlıkla iş grubuna atmış.

Kısacası gerçekten “nanayı yemiş”.

Türkçede bazı deyimler vardır, sözlükte anlamını okuyunca gayet masum görünür ama günlük hayatta söylendiğinde arkasında küçük bir felaket sireni çalar. “Nanayı yemek” de bunlardan biridir.

Peki tam olarak ne demek? Nereden geliyor? Her kötü durumda kullanılır mı? Ve insan nanayı yediyse artık gerçekten yapacak hiçbir şey kalmamış mıdır?

Forumda biraz kurcalayalım.

“Nanayı Yemek” Kısaca Ne Anlama Geliyor?

“Nananı yemek” değil, “nanayı yemek” şeklinde kullanılan bu deyim, genel olarak başının derde girmesi, kötü veya zor bir duruma düşmek, işlerin ciddi biçimde ters gitmesi anlamına gelir.

Bir kişinin “Nanayı yedik” demesi, çoğu zaman durumun hiç de parlak olmadığını mizahi biçimde ifade eder.

Örneğin:

“Ödevi evde unutmuşum, öğretmen de bugün kontrol edecekmiş. Nanayı yedik.”

Buradaki anlam “Artık ciddi bir problem var” şeklindedir.

Ya da:

“Telefonu denize düşürdüm, yedek de almamıştım. Nanayı yedim.”

Bu cümlede de kişi başına gelen talihsizliği biraz abartılı ve esprili şekilde anlatıyor.

Deyimin güzel tarafı, doğrudan “Mahvoldum” demekten daha hafif ve eğlenceli bir hava taşımasıdır. Çünkü bazen insanın başına gelen olay o kadar saçmadır ki ağlamak yerine gülmek daha mantıklı hale gelir.

Telefon yere düşer: “Geçmiş olsun.”

Telefon üçüncü kez yere düşer: “Nanayı yedik.”

Telefonu düşürüp üstüne basarsın: “Artık bunun adı nanayı yemek değil, menüyü komple tüketmek.”

Bu Deyimdeki “Nana” Gerçekten Ne?

Buradaki “nana” kelimesiyle doğrudan bildiğimiz naneyi, yani yemeklerde kullanılan aromatik bitkiyi kastetmiyoruz.

Türkçede deyimler çoğu zaman kelimelerin gerçek anlamlarından bağımsız olarak kalıplaşır. “Etekleri zil çalmak”, “burnundan solumak”, “sudan çıkmış balığa dönmek” gibi ifadelerde olduğu gibi kelimeleri tek tek yorumladığımızda deyimin asıl anlamına ulaşamayız.

Dolayısıyla “nanayı yemek” ifadesini “nane yedim, şimdi ne olacak?” şeklinde anlamaya çalışmak bizi mutfakta bırakır; deyimin kendisi ise bambaşka bir yerde durur.

Burada önemli olan kalıplaşmış ifadenin bütünü ve toplum içindeki kullanım şeklidir.

Deyimlerin kökeni konusunda internette zaman zaman oldukça fantastik açıklamalar dolaşabiliyor. “Nana şuradan geliyormuş”, “Eskiden şöyle bir olay yaşanmış”, “Aslında şu kelimenin bozulmuş hâliymiş” gibi anlatılar sosyal medyada hızla yayılabiliyor. Ancak böyle açıklamaların güvenilir bir sözlük veya dilbilimsel kaynakla desteklenmesi gerekiyor.

Bu yüzden deyimin anlamını açıklarken kesinliği olmayan halk etimolojilerini gerçekmiş gibi sunmamak daha doğru.

Hangi Durumlarda “Nanayı Yedik” Denir?

Bu deyimin en eğlenceli taraflarından biri kullanım alanının genişliği.

Sınava geç kaldıysanız:

“Hocam sınav başladı mı?”

“Başladı.”

“Nanayı yedik.”

Ev sahibiniz “Yarın evi boşaltıyoruz” dediyse:

“Eşyaları nereye koyacağız?”

“Bilmiyorum.”

“Nanayı yedik.”

Bilgisayarda saatlerce uğraştığınız dosya kaybolduysa:

“Kaydetmiş miydin?”

“Sanıyordum.”

“Sanmakla olmuyor kardeşim, nanayı yedik.”

Burada deyim yalnızca çok büyük felaketler için kullanılmaz. Bazen kişi durumu dramatikleştirmek için de söyler.

Örneğin sabah kahvesini içmeden işe gitmek zorunda kalan biri:

“Bugün kahve makinesi bozulmuş.”

“Nanayı yedik.”

Objektif olarak bakıldığında ortada dünyanın sonu yoktur. Fakat pazartesi sabahı saat 08.10'da insan psikolojisi farklı çalışabilir.

Kadın ve Erkeklerin Tepkileri Meselesine Biraz Daha Gerçekçi Bakalım

Bu tür deyimler üzerine konuşurken “Erkek şöyle yapar, kadın böyle yapar” diye keskin genellemeler yapmak çok kolay. Gerçek hayat ise o kadar düzenli değil.

Yine de farklı karakterlerin aynı “nanayı yedik” anına nasıl yaklaştığını düşünmek eğlenceli olabilir.

Mesela Ahmet'in telefonu bozulmuş olsun. Ahmet çözüm üretmeyi seven, planlı hareket eden biri. Önce telefonu yeniden başlatır, sonra yedekleme hesabını kontrol eder, teknik servisi arar ve garanti belgesini bulur.

“Tamam, problem var ama üç ihtimalimiz var,” der.

Arkadaşı Zeynep ise olayın teknik kısmından önce Ahmet'in moralini fark eder:

“Sen önce sakin ol. Bütün fotoğrafların gitmişse üzülmen normal. Sonra beraber bakarız.”

Burada mesele erkeklerin çözümcü, kadınların empatik olması değil. İnsanların farklı problem çözme biçimlerine sahip olması.

Aynı durumda başka bir erkek arkadaş “Boş ver telefonu, önemli olan senin canının sıkılmaması” diyebilir. Başka bir kadın arkadaş ise “Dur, teknik servisi arıyorum” diyerek doğrudan çözüm moduna geçebilir.

Yani insan davranışlarını cinsiyetten ibaret görmek yerine karakter, deneyim, yetişme tarzı ve kişisel alışkanlıklar üzerinden değerlendirmek çok daha gerçekçi.

Hatta bazen aynı kişi bile değişebilir.

İş yerinde strateji uzmanı gibi davranan biri, aşk hayatında “Ben şimdi ne yapacağım?” diye arkadaş grubuna 47 mesaj gönderebilir.

İnsan sonuçta insandır. Excel tablosunda hayatını yönetip duygusal konuda Windows 98'e dönmek mümkündür.

“Nanayı Yedim” Diyen İnsan Gerçekten Ne Kadar Zor Durumdadır?

Bence deyimin en güzel tarafı burada ortaya çıkıyor.

“Nanayı yemek” çoğu zaman durumun kesinlikle geri döndürülemez olduğunu değil, kişinin o anda kendisini zor durumda hissettiğini anlatır.

Bu ayrımı yapmak önemli.

Örneğin bir öğrenci sınavda kötü not aldığında:

“Nanayı yedim, bittim.”

diyebilir.

Ama gerçekte telafi sınavı olabilir, sonraki sınavlar olabilir, öğretmenle konuşabilir veya çalışma yöntemini değiştirebilir.

İş hayatında da aynı şey geçerli.

Bir sunum kötü geçtiğinde insanın zihni hemen:

“Her şey bitti.”

diye bağırabilir.

Oysa birkaç saat sonra yönetici geri bildirim verir ve eksiklerin düzeltilebileceği ortaya çıkar.

Demek ki “nanayı yemek” bazen gerçek felaket ile felaket hissi arasındaki farkı da gösteriyor.

İnsan stres altındayken olayları olduğundan daha büyük algılayabiliyor.

Peki gerçekten her hata dünyanın sonu mu?

Yoksa bazı “nanayı yedik” anları, birkaç yıl sonra arkadaş toplantılarında anlatılan en komik hikâyelere mi dönüşüyor?

Çoğu zaman ikincisi.

Günlük Hayattan Bir “Nanayı Yedik” Hikâyesi

Geçen yıl bir arkadaş grubunda bunun güzel bir örneğine şahit oldum.

Dört kişi hafta sonu şehir dışına çıkacaktı. Plan yapılmış, konaklama ayarlanmış, arabaya eşyalar yüklenmiş.

Yola çıktıktan yaklaşık bir saat sonra bir soru geldi:

“Rezervasyonu kim yaptı?”

Sessizlik.

“Sen yapmadın mı?”

“Ben sen yaptın sanıyordum.”

Telefonlar açıldı.

E-postalar kontrol edildi.

Rezervasyon yok.

İşte o an gruptan biri arka koltuktan sakince:

“Arkadaşlar… nanayı yedik.”

dedi.

Sonra herkes aynı anda çözüm üretmeye başladı. Biri otel aradı, biri alternatif konaklama buldu, biri güzergâhı değiştirdi.

Başta büyük bir kriz gibi görünen olay, birkaç saat sonra tatilin en komik anısına dönüştü.

Burada küçük ama önemli bir hayat dersi var: Kriz anında mizah, sorunu çözmez ama insanların sorunu birlikte çözmesini kolaylaştırabilir.

Tabii her durumda şaka yapılmaz. Gerçekten ciddi bir kayıp, sağlık sorunu veya büyük bir mağduriyet varsa “Nanayı yedik” deyip geçmek doğru olmaz.

Mizahın da bir zamanı var.

“Nanayı Yemek” ile Benzer İfadeler Arasındaki Fark

Türkçede buna yakın anlamlar taşıyan pek çok ifade bulunuyor.

“Başı derde girmek” daha doğrudan ve nötrdür.

“Yandık” veya “yandım” daha dramatik bir hava taşır.

“Eyvah, bittik” genellikle panik ve çaresizlik hissini öne çıkarır.

“Nanayı yemek” ise bunların arasında daha argo, konuşma dili ağırlıklı ve mizahi bir tınıya sahiptir.

Bu nedenle resmi bir yazışmada:

“Toplantı dosyasını göndermeyi unutmuşum, nanayı yedik.”

yazmak pek iyi fikir olmayabilir.

Ancak arkadaş grubunda son derece doğal olabilir.

Dil de kıyafet gibidir. Her ortamda aynı şeyi giyemediğimiz gibi her deyimi de her ortamda kullanamayız.

Bazen Nanayı Yemek, Bazen de Menüyü Değiştirmek Gerekir

Bana göre bu deyimi ilginç yapan şey, içinde biraz mizah, biraz panik ve biraz da kabullenme barındırması.

“Nanayı yedik” dediğiniz anda aslında şunu söylüyorsunuz:

“Evet, durum kötü. Bunu inkâr etmiyorum. Ama bari gülelim de tamamen dağılmayalım.”

Belki de günlük konuşmada deyimlerin yaşamasının sebeplerinden biri bu.

İnsanlar yalnızca bilgi aktarmıyor; duygularını da aktarıyor.

“İşler kötü gitti” başka bir cümledir.

“Nanayı yedik” başka.

İkisi benzer bir durumu anlatabilir ama ikincisinde konuşanın ruh hâlini daha net hissedersiniz.

Üstelik bazen çözüm çok basittir: Durumu kabul etmek, seçenekleri sıralamak, gerekiyorsa yardım istemek ve bir sonraki adımı atmak.

Çünkü hayatın komik tarafı şu: İnsan çoğu zaman “nanayı yedim” dediği anda her şey bitmiş sanıyor. Sonra bir şekilde toparlıyor, birkaç gün geçiyor ve aynı olayı arkadaşlarına anlatırken kahkahalarla gülüyor.

Belki de asıl soru “Nanayı yedik mi?” değil.

“Peki şimdi mutfaktan çıkıp ne yapacağız?”

Çünkü bazı günler gerçekten nanayı yiyoruz.

Ama ertesi gün kahvaltı hâlâ var.
 
Üst